ﺑﲔ أﻥ ﻳﺪﺧﻞ أﻭ ﳜﺮج, ﻗﺮر اﻟﺪﺧﻮﻝ, ﻭﺟّﻪ ﺿﻮء اﻟﻜﺸﺎﻑ اﻟﺬﻱ ﰲ ﻳــﺪﻩ إﱃ اﻟﺪاﺧﻞ, ﻛﺎﻥ اﻟﺒﻴﺖ ﻣﺮﺗَّﺒﺎ ﻋﲆ ﻧﺤﻮ ﻳﺪﻋﻮ ﻟﻠﺪﻫﺸﺔ; ﻛــﻞ ﳾء ﰲ ﻣﻜــﺎﻧﻪ, ﻛﲈ ﻟﻮ أﻥ اﻟﺮﺟﺎﻝ ﻛﺎﻧﻮا ﻳﻘﺎﺗﻠﻮﻥ ﻓﻮﻕ اﻟﺴﻄﻮح ﻭﻣﺮﻳﻢ ﺗﻘﺎﺗﻞ ﻣﻦ أﺟﻞ ﺗﺮﺗﻴﺐ اﻟﺒﻴﺖ! ﻋﲆ ﻳﺴﺎرﻩ ﻛﺎﻧﺖ ﻫﻨـﺎﻙ ﺧﺰاﻧـﺔ ﺑﻠـﻮﻥ أﺧﴬ زيتـوني ﻣﺰﻳّﻨـﺔ ﺑـﻮرﻭد ﺻﻐﲑة, زرﻗﺎء ﻭﲪﺮاء ﻭﺻﻔﺮاء ﻭﺑﺮﺗﻘﺎﻟﻴﺔ, تقدَّم ﻧﺤﻮﻫـﺎ, أﺷــﺮَﻋﻬﺎ. ﻛـﺎﻧﺖ ﻫﻨﺎﻙ ﻋﺪة أﺛﻮاب ﻣﻄﻮﻳّﺔ ﺑﻌﻨﺎﻳﺔ ﺷﺪﻳﺪة. ﺗﻠﻤّﺴـﻬﺎ, ﻋـَبَرَ ﺧﻴــﺎﻟَﻪ ﻭﺟـﻪُ ﻣﺮﻳــﻢ ﺧﻄﻔًﺎ, ﻭﻟﺴﺒﺐ ﻟﻦ ﻳﻌﺮﻓﻪ ﻗﺒﻞ ﺳﻨﻮات ﻃﻮﻳﻠﺔ, ﺗﻨـﺎﻭﻝ ﺷـﺎﻻ ﻣﻄـﺮزًا ﺑـﺎﳊﺮﻳﺮ الملوّن, زﺟّﻪ ﺑﴪﻋﺔ ﰲ أﻋﻤﻖ ﻣﻜـﺎﻥ داﺧـﻞ ﺣﻘﻴﺒـﺔ ﻇﻬـﺮﻩ, ﻭأﻏﻠـﻖ اﳋﺰاﻧـﺔ ﲠﺪﻭء. ﺷﺎﻝ ﻣﺮﻳﻢ ﻛﺎﻥ ﻳﺬﻛّﺮﻩ ﺑﺬﻟﻚ اﻟﺸّـﺎﻝ اﻟـﺬﻱ أﺣﴬﺗﻪ ﻣﻌﻬـﺎ أﻣـﻪ ﻣـﻦ برلين,الشّال اﻟﺬﻱ ﻻ ﻳﻔﺎرﻗﻬﺎ.
İçeri girmekle dışarı çıkmak arasında kararsız kaldı ve içeri girmeye karar verdi. Elindeki feneri içeriye doğru tuttu. Ev şaşırtıcı bir şekilde düzenlenmişti; her şey yerli yerindeydi, sanki erkekler çatılarda kavga etmiş, Mary de evi toparlamak için mücadele etmiş gibiydi! Solunda, küçük mavi, kırmızı, sarı ve turuncu güllerle süslenmiş zeytin yeşili bir gardırop vardı. Yaklaştı ve kapıyı açtı. İçeride çok dikkatlice katlanmış birkaç elbise vardı. Elbiseye dokundu ve gözlerinin önünden Mary'nin yüzü geçti. Yıllarca anlayamayacağı bir nedenle, renkli ipeklerle işlenmiş bir şalı kaptı, hızla sırt çantasının derinliklerine soktu ve gardırobun kapağını kapattı. Mary'nin şalı ona annesinin Berlin'den getirdiği, asla ayrılmadığı şalı hatırlattı.