وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Allah, “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, ‘Beni ve annemi Allah’tan başka ilah edinin’ mi dedin?” diye buyurduğunda, İsa şöyle buyurdu: “Sen çok yücesin! Benim hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana düşmez. Eğer söylemiş olsaydım, Sen bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin içindekini bilemem. Şüphesiz ki, gaybı bilen Sensin.”